header image
 

354 Bin 88 Kişi Mortgage’a Geçti

10 bankadan alınan bilgiye göre, toplam 354 bin 88 kişi mortgage’a dahil oldu. Buna göre mortgage’tan önce konut kredisi kullananlardan yüzde 71′inin yeni sisteme geçtiği kesinleşti

  Son üç yılda vergisel yasal düzenleme beklentisiyle konut kredilerinde talep patlamasına yol açan mortgage’a geçiş süresi, 6 Haziran itibariyle sona erdi.
Bu yıl 24 milyar YTL’lik hacme ulaşan konut kredisi piyasasında önemli paya sahip 10 bankadan alınan bilgiye göre; Tüketici Kanunu’ndan yeni sisteme (Konut Finansmanı Kanunu) geçen müşteri sayısı 354 bin 88 kişi oldu.
Şubelerden alınacak bilgilerle kesin rakamların önümüzdeki hafta ortaya çıkacağını belirten bankacılar, sektörde toplam 500 bin konut kredisi müşterisi bulunduğunu bildirdi.
Bu rakama göre, konut kredisi kullananlardan yüzde 71′inin mortgage sistemine dahil olduğu kesinleşti. Diğer bankalardan gelen verilere göre, bu oranın yüzde 90′ları aşması bekleniyor. Bankacılar, tüketicilerin büyük ölçüde mortgage’a geçmesinde, faiz üzerinden alınan yüzde 5′lik banka ve sigorta muameleleri vergisindeki (BSMV) muafiyetinin büyük etkisi olduğunu belirtiyor.

Banka sorumluluğu 1 yıl

Hafta başında mortgage sistemine geçmek istemeyen müşterilerin yüzde 2 civarında olduğunu belirten bankacılar, son güne yaklaşırken oranın yüzde 10′lara yaklaşmasını tüketicinin işini son güne bırakmasına bağladı.
Eski sistemde bir projeden alınan konut için kullanılan bağlı kredilerde müteahhit ve banka kullandırılan kredi tutarına bağlı olmadan konutun ayıplı çıkmasından 5 yıl süreyle sorumlu tutuluyordu. Yeni sistemde ise banka verdiği kredinin tutarı kadar 1 yıl süreyle sorumlu olacak. Ancak müteahhidin konutun tamamı için sorumluluğu 5 yıl olacak. Konut kredisi müşterisi, mortgage yasasından önce kullanılan kredinin erken ödenmesi gündeme geldiğinde hiçbir şekilde yüzde 2 olan erken ödeme ücretini ödemeyecek.
Tüketici yeni sisteme geçse de geçmese de eski sözleşmelerde aleyhine faiz, vade ve diğer konularda deşiklik yapılamayacak.

Mortgage’ta en az fireyi Anadolubank verdi

Uzman görüşleri

Ömer Çelebi

İş Bankası Bireysel Krediler Müdürü:

“Yüzde 95 geçiş oldu. BSMV vergisinin alınmaması tüketicinin yararına. Bankalar bir yıl süreyle ayıplı maldan sorumlu tutuluyor ancak müteahhidin sorumluluğu 5 yıl süresince devam ediyor. Yasada erken kapamada yüzde 2′lik ceza yok.”

Cem Muratoğlu

Akbank Bireysel Bankacılık Pazarlama Bölüm Başkanı:

“Müşterilerimizin büyük bölümü normal konut kredilerinden mortgage sistemine geçtiler. Sistem müşterileri yüzde 5 oranındaki BSMV’den kurtarıyor. Kredilerin yüzde 2 erken kapama ücretinden muaf olması yasaya geçmek isteyenler için bir avantaj.”

Ali Fuat Erbil

Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı:

“Sektörde ve bankamızda büyük bir oranda yeni sisteme geçiş oldu. Çünkü çok az da olsa parasal avantajlar var. Müşterilerin büyük çoğunluğu ileride doğabilecek vergi avantajlarından sisteme katılarak yararlanmak istiyorlar.”

ABN AMRO’nun Türkiye Raporu

   ABN AMRO’nun hazırladığı Türkiye raporunda, yeni ihracat siparişleri Haziran 2006′dan bu yana en yüksek konuma geldi, istihdam, büyümeye devam ederek son 6 ayın en yüksek seviyesine çıktı. 

    ABN AMRO’nun hazırladığı Türkiye Satın Alma Yöneticisi Endeksi (PMI) İmalat Sanayi Raporu’nda, yeni ihracat siparişlerinin Haziran 2006′dan bu yana en yüksek konuma geldiği, istihdamın, büyümeye devam ederek son 6 ayın en yüksek seviyesine çıktığı bildirildi.

ABN AMRO ve ekonomik araştırma şirketi NTC Research’ün yayınladığı raporda, Mart ayında yüzde 52,7 düzeyinde olan ABN AMRO PMI’nın, geçen ay biraz gerilediği, ancak yüzde 52,2 düzeyinde olan 2007 yılı ortalamasının üzerine çıkarak yüzde 52,3 olarak gerçekleştiği belirtildi.

Raporda, Türk imalat sektöründeki üretimin artışının, yeni alınan işlerin etkisiyle Nisan ayı ile son 23 aydır artmaya devam ettiği ifade edilerek, bazı şirketlerin, daha önce müşterileriyle yaptıkları anlaşmaların etkisiyle üretimlerini artırdıkları, bunun da iş yerlerindeki birikmiş işlerde somut bir azalmaya yol açtığı kaydedildi.

Türk imalat sektörünün bu yılın ilk çeyreğinde genel olarak çok iyi bir performans sergilediği ifade edilen raporda, üretim ve özellikle yabancı müşterilerden alınan siparişlerin Haziran 2006′dan bu yana en yüksek konuma geldiği, istihdam büyümeye devam ederek son 6 ayın en yüksek seviyesine çıktığı bildirildi.

Yeni siparişlerin Haziran 2006′dan bu yana en yüksek seviyesine çıkmasının yurt dışından gelen talebe bağlı olduğu belirtilen raporda, şirketlerin, yurt dışından gelen siparişlerin artmaya devam edeceği beklentisiyle Nisan ayında ellerindeki stokları artırdığı ve nihai ürün stoklarında 14 aydan sonra ilk defa artış olduğu kaydedildi.

GİRDİ MALİYETLERİ ARTTI

Türk imalatçılarının geçen ay mal alımlarını artırdığı ifade edilen raporda, artan girdi alımlarının ham madde stoklarındaki daralmayı engelleyemediği, ayrıca Nisan ayı ile birlikte tedarikçilerin, teslimat sürelerinin son 3 aydır hızlandığını bildirdiği belirtildi.

Raporda, son bulguların, ortalama girdi maliyetlerindeki şiddetli artışın büyük ölçüde petrol ve ham madde fiyatlarındaki yükselişi yansıttığını ortaya koyduğu, ancak katılımcıların, ürün fiyatlarında sınırlı bir artış olduğunu bildirdiği ifade edildi. ABN AMRO Kıdemli Ekonomisti Debbie Orgill, rapora ilişkin değerlendirmesinde, geçen ay para biriminin güçlenmesine rağmen, özellikle ihracat ekonomisinin etkisiyle üretimin artmaya devam ettiğini belirterek, “Aynı zamanda girdi fiyatlarının baskısı artan ham madde fiyatlarıyla devam ediyor ve bu da ürün fiyatlarına enflasyon olarak yansıyor” dedi. PMI’nın, imalat firmalarındaki yöneticilere aylık olarak gönderilen 400 endüstriyel şirketin, anketlere verdikleri cevaplardan derlenen veriler üzerinden hazırlandığı kaydedildi.

Kaynak:Haber7

Mitingcilere Bayrak Yetişmedi

Ankara’dan sonra İstanbul’da düzenlenen miting ve 23 Nisan nedeniyle bayrak stokları tükendi. İstanbul mitinginde bayrak satıcıları, 900 bin YTL gelir elde etti.

   Nisan ayında Türkiye genelinde Türk bayrağı satışlarında patlama yaşandı. 14 Nisan’da Ankara’da gerçekleştirilen Cumhuriyet Mitingi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve hafta sonunda İstanbul’daki Çağlayan mitinginin etkisiyle bayraklar yok sattı. Üreticiler, halen Türk bayrağı siparişlerinin Türkiye’nin her yerinden geldiğine dikkat çekti. Hafta sonu İstanbul’da gerçekleştirilen mitingde, gelen talebin ancak yüzde 10′unu karşılayabilen üreticiler, yeni kumaş siparişleri için Bursa’dan bir ay sonrasına gün alabiliyorlar. Türk bayrağı satışlarının yüzde 100 arttığına dikkat çeken üreticiler, “Her yıl 29 Ekim’de bir yıllık Türk bayrağı stoku yaparız. Ancak, 23 Nisan’da bütün stoklarımız tükendi” yorumunda bulundular.

Talep Türkiye’nin Her Yerinden

Bayrak üreticileri, yüzde 15 kâr marjıyla çalıştıklarını ancak satıcıların artan taleple beraber yüzde 100′e yakın kâr yaptıklarını ifade ettiler. Bayrak üreticilerinin sadece İstanbul mitinginden 900 bin YTL gelir elde ettikleri belirtiliyor. Türk bayrağı talebinin Türkiye’nin her yerinden halen devam ettiğini ifade eden Albayrak şirketi yetkilisi Alaattin Acar, “Yıllardır bu sektördeyiz ancak, böylesi bir taleple karşılaşmamıştık. Hazırlıksız yakalandık. Özellikle, binalara asmak için büyük ebatlı bayraklara talep geliyor. Şu anda 100 bin metrelik talep aldık” dedi. Günay Bayrak’ın Genel Müdürü Önder Günay da, Türkiye’nin her yerinden sipariş aldıklarını, yıllık 1.5 milyon metrekare olan bayrak üretimlerinin, bu yıl 3 milyon metrekareye çıkacağını belirtti.

 Yüzde 100 Arttı

   Günay, “Bayrak talebi yüzde 100 arttı. Talep edilen ebatlar eskiden bina için 6×9 metre iken şimdi 10×15 oldu. Direklere asılan bayrak satışları da patladı. İstanbul mitinginde 1 milyon kişi varsa, 600 bin kişinin elinde bayrak vardı” dedi. Flama Bayrak yetkilisi Erdoğan Özdemir ise Türk insanının kendini bayrağıyla ifade ettiğinin altını çizerek görülmemiş bir bayrak talebiyle karşılaştıklarını belirtti.

Kaynak:Milliyet

‘Demokrasi Dışı Gelişmeler Ekonomiyi Sıkıntıya Sokar’

EKONOMİ SERVİSİ

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye’nin AB üyeliği hedefi doğrultusunda hareket eden, demokratikleşme alanında önemli mesafe elde etmiş bir ülke olduğuna dikkat çekerek, “Türkiye, ne zamanki o hedefe doğru yürüyen bir ülke olmaktan çıkar, hedefe istikametle ilgili soru işaretleri oluşur, işte o zaman ekonomide ciddi sıkıntılar görmek mümkün” dedi. CNN Türk’te katıldığı bir programda soruları yanıtlayan Ali Babacan, cumhuriyetin temel ilkeleri zarar görmeye başladığı anda, soru işaretlerinin olacağını, bu kaygıların ekonomiye yansımalarının derin olacağına dikkat çekti.

‘İniş çıkış olur’

Ekonomik göstergelerin mutlaka içerideki ve dışarıdaki gelişmelerden etkileneceğini belirten Babacan şunları söyledi: “Kur, faiz, borsa inecektir, çıkacaktır. Bunlar iç ve dış gelişmelerin sonuçlarıdır. Önemli olan bu iniş ve çıkışlardan ekonominin temellerinin zarar görmemesidir. Uzun vadede ekonomimizin temel belirleyicisi siyasi istikrarın korunması, demokrasinin sıhhatli işlemesidir. Yatırımlar, iş dünyasının Türkiye’ye bakışı çok önemli.” Genelkurmay’ın yaptığı açıklama sonrasında, Türkiye’de demokratikleşme sürecinden taviz verilmemesi konusunda hem içeride hem de dışarıdan açıklamalar geldiğini hatırlatan Babacan, “Her yıl 700 bin gencimiz iş gücüne katılıyor. Ulusal ya da uluslararası yatırımlarla bu insanlara iş bulacağız. Yatırım ortamı ile ilgili soru işaretleri oluşması, Türkiye’nin uzun vadeli makroekonomik görünümünü bozar, buna zarar verir” şeklinde konuştu.

 ’Problemler çözülür’

Türkiye’nin geçtiğimiz dönemde ekonomik görünümünde oldukça olumlu gelişmeler yaşandığını kaydeden Babacan şöyle devam etti: “Cumhuriyetin nitelikleri Anayasa’da açık açık yazar. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Eğer Türkiye’de bu temel niteliklerle ilgili bir soru işareti olsa, Türkiye’de bir rejim meselesi olsa, ulusal ve uluslararası birçok yatırımcı milyarlarca doları neden yatırsın? Kendi insanımız da maksimum yatırımı 2006′da yapmış. İş dünyası uzun vadeye bakıyor. Haftasonu olanlar, Türkiye’nin uluslarası görünüşünü olumsuz etkilemiştir.”

‘Türkiye sınav veriyor’

 Babacan, “Peki Genelkurmay’da neden kaygılar var?” sorusunu, “Münferit problemler her zaman olur, diyalogla çözülür” yanıtını verdi. “Cumhuriyet ve demokrasi bizim en büyük kazanımımız” diyen Babacan şöyle devam etti: “Bu elimizdeki tarihi bir fırsat. Eğer, buna sahip çıkıp üzerine yeni başarılar eklersek Türkiye’nin önü açık. Ama bu fırsatın elimizden kayıp gitmesine izin verirsek o zaman Türkiye için kayıp olur.” Devlet Bakanı Ali Babacan Anayasa Mahkemesi’nin vereceği kararın herkes için bağlayığı olacağını kaydedetti. Türkiye’nin şu anda büyük bir sınavdan geçtiğini belirten Babacan, “Test edilmiş bir ülke olacaktır” dedi.

 ’Pazartesi için hazırlıklıydık’

Kamu finansmanı ve mali sistemin içeride ve dışarıda olabilecek olumsuz gelişmelere karşı korunaklı bir yapıya sahip olduğunu söyleyen Ali Babacan, “Dolayısıyla Merkez Bankası, Hazine ve ilgili diğer kurumlarımız tedbirliydi. Zamanında alınan tedbirlerin bugün faydasını görüyoruz” dedi. Genelkurmay’ın yaptığı açıklamadan sonra piyasalarda pazartesi günü olabilecekler konusunda, pazar günü bir toplantı yaptıklarını ifade eden Babacan şunları söyledi: “Bütün kurumlarımız hazırlıklıydı. ‘Bu tür olaylar olabilir ancak ciddi, kalıcı bir etki beklemiyoruz’ dediler. Burada önemli olan uzun vade ve siyasi istikrar. Bu ne kadar güçlü devam ederse ülkede, ekonomimizde o kadar güçlü olacaktır.”

kaynak:Milliyet

Halkbank’ta Yerlilere İndirim

  Halk Bankası’nın ek satış hakkıyla birlikte yaklaşık yüzde 25 oranındaki hissesinin halka arzında yerli yatırımcıya indirim uygulanacak. İndirim, yerli bireysel ile yerli kurumsal yatırımcıya göre de değişecek.
  Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) halka arz bedelinin ödenmesinde taksit uygulaması yapmayacak. Ancak aracı kurumlar isterlerse taksit, peşin ödeme indirimi, kredi kartı ile ödeme gibi uygulamalara başvurabilecekler.
  Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK), bir pay için 6.40-8 YTL aralığında fiyat ile İş Yatırım’ın aracılığında gerçekleştirilecek halka arzı kayda almasının ardından ayrıntılar netleşmeye başladı.
  Edinilen bilgiye göre, halka arzın, mayısın ikinci haftasından önce tamamlanması hedefleniyor.
Böylece halka arzda 2006 yılı bilançolarının kullanımı için son tarih dolmayacağından, 2007 yılı ilk çeyreği değil geçen yılın tamamına ilişkin bilançolar esas alınacak.
  Daha önceki ÖİB halka arzlarında olduğu gibi çok çeşitli yatırımcı sınıflandırmaları yapılmayacak. Halka arza katılacak yatırımcılar, yerli ve yabancı (yurtiçi ve yurtdışı) olmak üzere iki ana sınıfa ayrılacak. Yurtiçi yatırımcılar da kurumsal ve bireysel olmak üzere iki alt gruba bölünecek.
  Yurtiçi yatırımcılara, yurtdışına göre, daha indirimli bir fiyat uygulanacak. İndirim, yurtiçindeki hem bireysel hem kurumsal yatırımcı için sağlanacak. Yurtiçi bireysel ve kurumsal yatırımcının arasında da indirim oranı farkı bulunacak.  

   Kaynak:Milliyet

Türkiye Telefonda AB’yi Geçti,Bilgisayarda Sınıfta Kaldı

  Avrupa Birliği’nin kamuoyu yoklamalarından sorumlu birimi Eurobarometre tarafından gerçekleştirilen bir çalışma, Türkiye’deki evlerdeki sabit ya da cep telefonu oranının AB ortalamasını geçtiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre Türkiye’de sabit telefon ya da cep telefonu bulunan hanelerin oranı yüzde 96 olarak belirlenirken bu alandaki AB ortalaması yüzde 95′te kaldı. Çalışma, bilgisayar alanında ise Türkiye’nin daha çok adım atması gerektiğini ortaya koyuyor.
  Telefon bulundurma konusunda AB’nin en önde gelen ülkeleri, yüzde 100 oranla Lüksemburg, Hollanda, İsveç ve Malta. Bu oranın en düşük olduğu ülkeler ise yüzde 87′yle Macaristan, yüzde 85′le Bulgaristan ve yüzde 77′yle Romanya.

Hem sabit hem cep

  Hem cep telefonu hem de sabit telefon bulunan hanelerin oranı ise Türkiye’de yüzde 57 olurken AB’nin bu alandaki ortalaması yüzde 58 olarak belirlendi. Bu alanda ilk üç sırada İsveç (yüzde 87), Malta (yüzde 86) ve Hollanda (yüzde 85) yer alırken son üç sıradaki ülkeler Macaristan (yüzde 31) ile Litvanya (yüzde 30) ve Romanya (yüzde 30) oldu.
Eurobarometre araştırması, en az bir bilgisayar bulunan hanelerin oranının Türkiye’de oldukça düşük olduğunu ortaya koydu. Bu alanda Türkiye, yüzde 14 ortalamayla son sırada yer alırken AB ortalaması yüzde 54 oldu. Hanelerinde en az bir bilgisayar bulunan ülkeler sıralamasında ilk üçte, Danimarka ve Hollanda (yüzde 83) ile İsveç (yüzde 76) yer aldı.

Kaynak:Milliyet

BANKA

Para ve kredi işlemleri yapan sermaye şirketi. Bankalar, kredi verenlerle (mevduat sahipleri) alanlar arasında aracılık yaparak nakit sermaye sağlarlar. Bankanın karı, kredi verdiği paralardan aldığı yüksek faiz ile mevduat sahiplerine ödediği daha düşük düşük faiz arasındaki farktan doğar. Bankalar, ekonominin önemli yapı taşlarıdır. Para arz-talebini sağlarlar, halkın küçük tasarruflarını toplar, büyük fonlar oluşturarak bireysel tasarruflarla karşılanamayacak ölçüde büyük krediler verebilirler. Böylece yatırıma kaynak sağlanmış olur.

Bankacılık yaklaşık 4000 yıllık bir geçmişe sahiptir. Sümerler döneminde bugün basit bir banka işlemi olan para bozma işlemlerini yapan kimseler olduğu bilinmektedir. Günümüzde kullanılan banka sözcüğü Ortaçağ’da ortaya çıkmıştır. İtalya’da ticaretin yoğun olduğu yerlerde, bir masa üzerinde madeni paraların ağırlığını tartan, ayarlarına bakan ve para değişimi yapan sarraflar vardı.

Bu sarrafların toplandığı masaya banka ya da banco denirdi. Bugün de çeşitli dünya dillerinde bu sözcük kullanılmaktadır. Bizim tarihimizde ise bankacılık geçmişi çok daha kısadır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde devlete ait paralarla, yabancı paralar birlikte kullanılırdı. Bunları değiştirme işlemi ise genellikle müslüman olmayan azınlıklarca yapılırdı. Sarraf denilen bu kimseler özel banka işlemlerinin yanısıra, hükümete borç verme ve onun adına tahvil çıkarma işlerini de yaparlardı. İlk banka, 1847 yılında Galatalı J. Alleon ve T. Baltazzi tarafından kurulan, ancak bir sene sonra iflas eden Bank-ı Dersaadet (İstanbul Bankası)dır.

ARZ TALEP DENGESİ

  Arz edilen miktarın talep edilen miktara eşit olması durumuna arz - talep dengesi denmektedir. Bu eşitliği sağlayan ve farkedilir bir değişme eğilimi göstermeyen fiyat seviyesine ise denge fiyatı denmektedir. Belli bir fiyattan arz edilen miktarın aynı fiyattan talep edilen miktarı aşması durumunda ortaya bir arz fazlası çıkmakta ve bu da fiyat seviyesinin düşmesine neden olmaktadır.

  Yine belli bir fiyattan talep edilen mal miktarının arz edilen mal miktarını aşması durumunda ortaya talep fazlası çıkmakta ve fiyat seviyesinin yükselmesine neden olmaktadır. Piyasa ekonomisi koşullarının geçerli olduğu bir ortamda, arz-talep bir araya gelerek piyasa dengelerini oluşturur.

AVRUPA BİRLİĞİ

  1965′te Brüksel Antlaşması ile kurulup 1967′de işlerlik kazanan Avrupa Birliği (EC), Avrupa’da var olan üç örgütü bir araya getirdi: Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (ECSC), Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (Euratom). ECSC, kömür ve çelik sağlanması konusunda ortak bir yol izlemek amacıyla 1952′de kurulmuştu.

  AET 1958′de üye devletlere ortak bir pazar oluşturmak ve mal, personel ve hizmetlerin serbestçe taşınması amacıyla kuruldu. Euratom da 1958′de kuruldu, amacı atom enerjisinin barışçı amaçla kullanımını sağlamaktır. Başlangıçta her örgütün de altı üyesi vardı; Belçika, Fransa, Federal Almanya, Hollanda, Lüksembourg ve İtalya-”Altılar Avrupası”. Aynı altı ülke Avrupa Birliği’nin de üyelerini oluşturuyordu. Avrupa Birliği kendisini oluşturan kuruluşların amaçlarına uymaya sürdürdü ve kendi uzun vadeli hedefi olarak, ECSC, AET ve Euratom’um ayn ayn başarabileceğinden daha geniş kapsamlı uluslararası politik işbirliği sağlandı.

  1 Ocak 1973′te İngiltere, İrlanda ve Danimarka, Avrupa Birliği’ne üye oldular. Yunanistan 1 Ocak 1981′de Avrupa Birliği’nin onuncu üyesi oldu. İspanya, Portekiz ve Türkiye’nin ileride üye olabilmeleri için görüşmeler sürmektedir. Şu anda üye devlet sayısı 12′dir.

  Kuruluşu

  2. Dünya Savaşı’nı izleyen yeniden kalkınma döneminde ortaya çıkan Avrupa işbirliği düşüncesi, başlangıçta Doğu-Batı arasındaki anlaşmazlıktan geniş ölçüde etkilendi. Doğu bloku ülkelerinin karşı çıktıktan Marshall Planı’nı uygulamak için 1948′de Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (EEC), 1949′da Avrupa Konseyi kuruldu. Bunları 1952′de ESCS izledi; bu tek tek hükümetlerden bağımsız olarak karar verebilen ilk uluslararası kuruluştu.

  ECSC’nin baransı pek büyük olmadı. Özellikle Fransa’nın geniş kapsamlı uluslararası güçlere karşı olması ve örgütün çelik endüstrisindeki kartellere karşı durabilecek kadar güçlü olmaması yüzünden, öncü niteliğinin getireceği sonuçlara ulaşılmadıysa da ekonomi politikası alanında işbirliğine yönelik ilk adımlar atıldı ve 1957′de Roma’da AET ve Euratom’un kurulmasını sağlayan anlaşmalar imzalandı.

  AET, 1970′den önce bir ortak Pazar ve ortak bir tarım politikası gerçekleştirmenin yollarını aradı, tam bir ekonomik bütünleşmeye 1970′li yıllar içinde varılacaktı. ECSC ile kazanılan deneyimlerin ışığı altında, uluslararası olma niteliği bir ölçüde sınırlandı. Yürütme organı olan komisyon, karar verme süresi içinde hazırlık çalışması yapacak ancak, san kararlar Bakanlar Konseyi tarafından verilecekti. Bu durum 1967′de Avrupa Konseyi’nin kurulmasından sonra da geniş ölçüde sürdürüldü.

Örgütlenme

  Bakanlar Konseyi, karar verme ve yasama görevini yürüten organ olarak genel ekonomi politikasını düzenler ve üye olmayan devletlerle anlaşmalar yapar. En yüksek yargı organı, Avrupa politikasının ana çizgilerini belirlemek için yılda üç kez toplanan devlet yöneticilerinin yan resmi görüşme organı olan Avrupa Koııseyi’dir.

  Konseye ve Avrupa Parlamentosu’na sunulan öneri ve kararlar Avrupa Birliği’nin etkin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’nca hazırlanır. Komisyon’un, konsey kararıyla belirlenen çerçeve içinde bağımsız karar verebilme yetkisi vardır. Yunanistan’ın da katılmasıyla komisyon, üye devletler tarafından önerilen ve 4 yıl görevde kalan 14 üyeden oluşmâktadır. Görev dağıtımı komisyonun kendi içinde yapılır.

  Avrupa Birliği’nin sürekli bir merkezi yoktur, toplantılar Brüksel, Lüksembourg ya da Strasburg’ta düzenlenir. Avrupa Parlamentosu ayda bir kez Strasburg ve Lüksemburg’da toplanır. 1979′dan bu yana doğrudan seçimlerin yapıldığı parlamentonun 410 üyesi vardır.

  Ulusal devletlerden Avrupa Birliği’ne geçen yetkilerin çoğu konseyde ve komisyonda toplanır; hiçbir yasama yetkisi olmayan yalnız danışma ve denetleme işlevi olan parlamentonun yetkisi oldukça azdır. Bununla birlikte parlamento, komisyonu istifaya zorlama ve konseyin hazırladığı bütçeyi geri çevirme yetkisiyle baskı uygulayabilir. Parlamento bu yetkiyi 1979′da kullanmıştır.

  Avrupa Birliği’nin Lüksembourg’da adalet mahkemesi biçiminde bir yargı organı bulunur. İki gruba ayrılan mahkeme, Avrupa Birliği’nin yaptığı anlaşmaların uygulanmasını denetler ve topluluk içindeki kurumlar, üye devletler ve bireyler arasındaki anlaşmazlıklarda karar verir. Mahkeme üye devletleri Avrupa Birliğinin kararlarına uymaya zorlayabilir. Önemli kararların alınmasında çoğunlukla fikir birliği gerekir, ancak bazı durumlarda, bu durumda yetkili olan çoğunluğunun oylama gerek vardır. Fransa, Federal Almanya, İngiltere ve İtalya’nın onar, Hollanda ve Belçika’nın beşer, Danimarka, Yunanistan ve İrlanda’nın üçer, Lüksembourg’un iki oy hakkı vardır.

  Çok uzun süren toplantılar artık normal süreye inmiş ve çoğunlukla uzlaşma yoluyla sağlanan kararlar güç de olsa alınabilmektedir. Avrupa Birliği’nin, ekonomik yapılan oldukça farklı olan 10 üyesi arasında karar verme işleminin giderek daha da zorlaşacağı ve fikir birliği ilkesinden vazgeçmek zorunda kalınabileceği sanılmaktadır. Bu durumda üyeler arasındaki birliğin korunup korunamayacağı belli değildir.

İşleyiş

  İngiltere’nin Birlik’e geç üye olması en büyük iki üye devlet olan Fransa ve Federal Almanya’nın etkinliği kendilerinde toplamalarına yol açmıştır. İki ülke birlikte, Avrupa Birliği üyelerinin toplamının üçte ikisini ellerinde tutuyorlardı ve aynı zamanda ekonomik yönden en güçlü olan ülkelerdi.

  Federal Almanya ve Fransa arasındaki anlaşma öteki ülkeleri pek çok konuda oldu bit tiye getiriyordu. Bu durum, küçük devletler arasında geniş ölçüde huzursuzluğa neden oldu. İngiltere topluluğu katıldığında, büyük güç olma niteliğini çoktan yitirmişti ve Federal Almanya ile Fransa’nın üstünlüğünde önemli bir azalma olmadı.

Tarım Politikası

  Değişik ekonomik sektörlere gösterilen ilginin ölçüsü konusunda Avrupa Birliği kendi İçinde çelişkilere düşmektedir. Avrupa Birliği bütçesinin dörtte üçü, işgücünün %10′undan azını karşılayan tarım sektörü için ayrılmıştır.

  Tarım politikasının amacı, yeterli üretim değişmeyen fiyatlar, yiyecek sağlanması ve çiftçiler için uygun bir gelirdir. Bu amaçlara ulaşmak için Avrupa Birliği belli ürünlerin taban fiyatlarını dondurmuştur. Bununla birlikte belirlenen düzeyler gerekenden fazla üretim yapılmasına neden olmaktadır. (tereyağı üretiminde olduğu gibi)

  Başka bir olumsuz etken de paylaştırmadaki eşitsizliktir. Az sayı da küçük çiftçi ve belli ürünlerin alındığı verimli geniş çiftlikler. Bu tarım politikası, 1970′e kadar Avrupa işbirliği alanında bir başarı olarak nitelendirildi. 1970′lerde ortaya çıkan ekonomik durgunluk görüntüyü değiştirdi. Akaryakıt ve gübre fiyatları yükselirken, tarımdaki fiyatlar düştü. Ürün fazlasından ve fiyatlardaki düşüşten kurtulmak için getirilen önlemler yeterince başarılı olmadı.

  Avrupa Birliği bütçenin tarım politikası, ekonomik politikanın büyük bir bölümü, ekonomideki öteki alanların zararına tarım politikasına ayrıldı. Avrupa Birliğinin iflas etmemesi için tarıma ayrılan payın azaltılması zorunludur.

  Komisyon, tarım harcamalarının artışını durdurmayı ve böylece artacak parayı yöresel fona ve artan işsizlik gibi toplumsal sorunlar karşılama fonuna ayırmayı istemektedir. Bu politikanın uygulanması bakanlar konseyinin etkisiyle büyük ölçüde engellenmektedir. Üye ülkelerin tarım bakanları kendi tarım ödeneklerini azaltmadıkça, Avrupa Birliği tarıma ayrılan büyük harcamalarının azaltılması için çok az şey yapılabilir.

Vergiler

  Ortak bir pazar kurulması için dışalım vergilerini kaldırmak ve birbirine benzer ulusal bir vergi düzenlemesi getirmek gerekiyordu. 1968′de AET içinde yapılan ticarette gümrük vergileri tümüyle kaldırıldı ve aynı zamanda AET dışı uygulanacak bir gümrük tarifesi getirildi.

  Vergi konusu daha da zordu. En akla uygun önlem Fransız vergi iadesi ya da katma değer vergisi sisteminin getirilişiydi. Uygulanan oran değişmekle birlikti, bu 1972′den beri bütün üye devletlerle geçerlidir.

Davranış Özgürlüğü

  Malların serbestçe taşınması konusuyla ilgili sınırlı da olsa bir ilerleme sağlandı. Ülke içi gümrük vergileri ortadan kalkmakla birlikte gümrükle ilgisi olmayan çok sayıda engel vardır. Tüm üye ülkelerde serbest yerleşme hakkı yasal olarak kabul edilmişti ancak, burada hala mesleki niteliklerin farklı ülkelerde kabul edilme durumu gibi pek çok sorun vardır.

  Serbest yolculuk olanakları ve herhangi bir üye ülkede çalışma hakkı ile birlikte kişilerin hareket özgürlüğü de vardır. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde yaşayanlar, her yerde işsizlik sigortası, vergi ve sağlık konusunda yasal olarak aynı haklardan yararlanır.

  Sermayenin serbestçe yer değiştirmesi henüz bir kuram aşamasındadır. Avrupa Birliği’nin henüz gerçekleşmemiş amaçlarından bir olan ekonomik ve mali işbirliği kurulmasını sağlamak amacıyla üyeler kambiyo kurları konusunda işbirliğine varmak için çalışmaktadır. Özellikle, sermaye yatırımlarının kar sağlayan birkaç alanda toplanacağı ya da değersiz dövizlerle spekülasyon yaratmak için kullanılacağı endişesiyle sermayenin serbestçe yer değiştirmesi engellenmektedir.

Bölgesel Politika

  Avrupa Birliği içinde belli bölgeler bazı yönlerden gelişmemiştir. Bu yüzden Avrupa Komisyonu 1975′te işlerlik kazanan bölgesel fonu kurmuştur. Fondaki en büyük pay İtalya’nındır. Özellikle İtalya’nın güneyinde yoksulluk, yüksek oranda işsizlik, kötü yerleşme koşullan ve yanlış gelişmiş yapı sıkıntısı çekilmektedir.

  Fonun para kaynaklarının dağılımındaki çarpıcı özellik, Fransa ve İngiltere gibi oldukça zengin ülkelerin, Yunanistan gibi gelişme yönünden geri ülkelerden daha büyük paylan olmasıdır. Buna benzer bir soruna, daha da büyük ölçüde, Avrupa Birliği’nin tarıma yönelik desteklemelerinin bölgesel dağılımında rastlanır.

  1980′de Paris Havzası, Kuzeydoğu Almanya ve Güneydoğu İngiltere’dekiler gibi gelişmiş tarım alanları, Kuzeydoğu İtalya ve Güney Fransa gibi alanlarda %60′ın üzerinde Sicilya’dan %100′ün üzerinde daha fazla destek görmekteydiler.

Genel Görünüm

  İngiltere’nin topluluğa katılması ülkede geniş tepkiyle karşılandı. Norveç halkı ise yapılan oylamada üyeliğe hayır deyince bu ülke topluluğa katılmadı. Sol görüşlü ülkeler, örgütün büyük kapitalist ülkeler için bir araç olduğunu ileri sürerek Avrupa Birliği’ne karşı çıkmalarının yanı sıra, ulusal etkinliğinin sınırlanacağı ve eski ulusal geleneklerin yok olacağından korkan sağ görüşlü ülkeler de örgüte karşı çıkmaktadırlar.

  Yunanistan’daki muhalefet, güçlü Avrupa ekonomileriyle birleşmenin zayıf sekt6rlerde işsizliğe yol açacağından korkmaktadır. Ulusal hükümetler etkin çıkar gruplarına, özellikle çiftçi birliklerine karşı her zaman duyarlı olmuşlardır. Tarım konusunda daha fazla önemi olan bazı ülkelerin üyeliğe alınması bunu daha da büyük bir sorun durumuna getirecektir.

  Batı Avrupalı şarap üreticileri ve sebze yetiştiricileri Türk, Yunan, İspanyol ve Portekiz ürünlerinin rekabetinden korkmaktadırlar. Genelde, 1970′lerde başlayan ciddi ekonomik bunalım Avrupa Birliğinin görev yapmasını daha da zorlaştırmaktadır. 1980′de Avrupa Birliği içindeki toplam işsiz sayısı 8 milyona ulaşmıştır.

  Enflasyon, yüksek faiz oranlan ve artan uluslararası rekabet, ekonomik durgunluğu artırmaktadır. Bu durumda hükümetler, Avrupa’nınkinden çok, kendi ulusal çıkarlarına yönelme eğilimindedirler. Ne ölçüde olursa olsun, Avrupa Birliği için destek fonları kısa dönemde hazır olmayacaktır, bu da tarımdan çok öteki ekonomik sektörleri özendirmeyi amaçlayan politikanın pek başarı şansı olmadığı anlamına gelir.

  Avrupa’da ekonomik birleşme ulusal ekonomilerdeki durgunluk nedeniyle yavaşladı. Avrupa Birliği içinde ekonomik ve politik bir birlik oluşturulması her zamankinden daha uzak görünmektedir. Avrupa Birliği, ekonomik bir güç olarak yalnız Avrupa’da değil, aynı zamanda Üçüncü Dünya Ülkelerinde de giderek önem kazanmaktadır.

  Doğu Avrupa, İskandinavya, Akdeniz ülkelerinin çoğu ve gelişmekte olan birçok ülkeyle ilişkiler korunmaktadır. Değişik ülkelerle ortaklık anlaşmaları, serbest ya da öncelikli ticaret anlaşmaları gibi çeşitli anlaşmaları yapılmaktadır.

Milli Korunma Kanunu

18.1.1940 tarihinde yürürlüğe konulan 3780 sayılı Milli Korunma Kanunu, hükümete o dönemin zorunlu kıldığı olağanüstü yetkiler vermiştir. Hükümete fabrikalarda üretilen malları değer fiyatını ödemek şartıyla el koyup stok etmek, fabrikalara el koyup işletmek, işçilere mecburi mükellefiyet yüklemek, malların fiyatlarını saptamak, mamulleri muayyen usullerle tevzi etmek, mal ihracatında satış şartlarını tayin etmek, halkın ihtiyaçlarıyla ilgili olarak iktisadi ve ticari faaliyette bulunmak üzere devlet müesseseleri kurmak gibi çok geniş yetkiler vermiştir.

Savaş yıllarının getirdiği olağanüstü koşullarda alınan bu tedbirler nedeniyle iç piyasalarda arz ve talebin serbest bir şekilde işlemesinin ve fiyatların buna göre teşekkül etmesinin mümkün olamayacağı açıktır. Bu bakımdan bu dönemde iç piyasalarda devlet müdahaleciliği, hatta devlet ticareti büyük ölçüde uygulanmıştır.